2.2.13

Mehdi oluşum hakkında 1


Mehdi oluşum hakkında 1

Merhaba Aziz Dostlarım,

Uzun zamandır yazmıyor yazamıyordum, zira çok önemli bir projeyle karşınıza çıkmak istedim ve hazırlığımı yaptım.

Her şey bir sevenimin mesajıyla başladı: “üstadım yoksa beklenen Mehdi siz misiniz?”

Bu soruyla önce irkildim. Tefekküre daldım, yoksa yıllardır kendimden bile sakladığım müthiş sırrım bu muydu? Ve kendimi kampa almaya karar verdim. Aylarca düşündüm ve kendimi bazı şeyleri ifşa etmeye ikna etmeyi başardım. Artık bu sırla yaşayamazdım. Ben ki yüce emelleri mefkureleri olan ve kendini milletine vakfetmiş, yılların birikimiyle üstad-ı azam rütbesine nail olmuş, vefakâr ve cefakâr bir hizmet adamı, daha fazla sessiz kalmamaya karar verdim.

Kartvizit bastırırken matbaacı arkadaş “hocam mehdi mi yazalım Mesih mi?” diye sordu. “Ben, hocam değilim, bana üstadım diyeceksin, bazıları ekselans da derdi zamanında ama uzak kaldık ortamdan” diye serzenişte bulunduktan sonra sordum “oğlum benim babam Müsaitzade Rintiddin efendi, dedem de Kohengillerden Köstük Müsait Paşa değil mi? Soyumuz sopumuz belli, ne Mesihi, kimi gaza getiriyon lan sen?” Matbaacı arkadaş suratında yılışık bir sırıtışla “ben ne bileyim hacı baba, ne dersen onu yazarım ben, istersen Zeus yazarım, fark etmez, 1000 tanesi 80TL nakit”, “kredi kartı geçmiyor mu sende?” Diye sorarak da bu seviyesiz muhabbeti isteksizce devam ettirmek zorunda kaldım.

Kartların basılmasını beklerken, çaycı çocuk içeri girip 2 çay bıraktı, ama 3 marka aldığını gördüm. Yüce adalet duygumun bir tecellisi olarak “napıyon lan sen 2 çay bıraktın 3 marka alıyorsun” diye müdahale ettim. Çaycı çocuk da “amca bu sabahki 3 çayın markası, boşları alıyorum, bu iki çayın markasını almadık daha, hırsız mıyız biz!” diye karşılık vermesin mi! Matbaacı da o ısrarlı yılışık sırıtışıyla çocuğun kafasına vurup “uzatma lan, öp bakim mehdi dedenin elini” diye affedersiniz, höykürdü. Böylece bana ilk biat eden de bu çaycı çocuk olmuştur.

Kaderin garip bir cilvesi olarak, elalem koca memeli, ak gerdanlı kızlarla mehdilik yaparken bizim payımıza düşen tek yuvarlak, çaycı çocuğun 3 numara traşlı, yağlı, kara başı olmuştu. Engin merhamet duygumun bir tecellisi olarak hiç tiksinmeden ya da çok az tiksinerek, büyük bir tevazuuyla çaycı çocuğun başını okşarken aklıma Panama maslahatgüzarlığım sırasında resmi bir temasta bulunmak üzere gittiğim Barbados adasındaki Hindistan cevizleri geldi, bir de güzel likörü olur ki, azıcık naneyle insana harikulade bir okyanus dejavusu yaşattırır.

Çaycı çocuğun busesini elimden tinerle çıkardıktan sonra basılmış kartvizitlerimi alıp matbaayı terk ettim. Kredi kartına güvenip yanıma nakit almadığımdan mütevellit matbaacıya biraz borçlanmış olduk, ama o da zaten “mehdi’den para mı alacaz yaoov” diyerek, erimiş vıcık vıcık olmuş sırıtışıyla bana rüştünü de ispatlamış oldu. Al işte sana ikinci mürit. Artık gerisi çorap söküğü gibi gelecekti.

Risaletimi tebliğ için önce bizim lokale gidecektim ki aklıma geldi: yahu ben resul değildim ki.. Sonra düşündüm, risaletsiz mehdi mütenasip olmaz, zatıma hafif gelir, yakışmaz, ben neden mehdi resul olmuyordum ki? Doğru matbaaya gidip kartvizitleri değiştirttim, dijital çıktıyla idareten bir şeyler yaptı sırıtık müridim. Artık lokale gidip evrensel mesajımı yaymaya başlayabilirdim… ki bu sefer de aklıma bizim lokaldeki katı laik disiplin geldi. Malum lokalde biz hep din ve dünya işlerini ayırıyorduk. Ama Mehdi olmakla bir nevi dünya lideri de oluyordum. Bu işin içinden nasıl çıkacağımı düşünürken koluma giren Sırrısulhi’nin elektrikli süpürge gürültüsüne benzeyen çapaklı sesi ile irkildim. Ses tellerine yapışmış nikotinli katranı atmak istercesine boğazında yankılanan kelimelerle hızlı hızlı sordu: “Hayrola Nejdetçiğim, dalmışsınız karadenizdeki gemilerinizin peşinden, sizin bröveniz var mıydı yahu?”  Ah ne latif bir hödük diye geçirdim içimden, son anda müstakbel müridimi terslemekten vazgeçtim “Ooo Sırrısulhiciğim, aziz biraderim, seni gökte ararken yerde buldum, bana şurda iki kadeh bir şey ısmarla, anlatacaklarım var!” Birden heyecanlandı lavuk afedersiniz, “N’oldu yoksa Leman hanımdan havadisler mi getirdiniz Nejdetçiğim” diyerek yalvaran bakışlarıyla elimdeki poşete bir göz attı. “Ne alakası var beyefendi, yürü oturalım şuraya diyerek esrarlı esrarlı bir koltuğa kuruldum, poşeti de açmadan önüne koydum. “Meraklandırdınız beni Nejdetçiğim, nedir bu poşet? Yine neler peşindesiniz üstad?” poşetten bir adet kartviziti çıkararak önüne attım. Titrek elleriyle uzandı, gözlüğünü düzelterek okumaya başladı. “inanır mısınız, üstad?” dedi, “Hiç şaşırmadım, bunu sizden bekliyordum. Hatta geç bile kaldınız.. Garson bey!.. Ne içeriz bu arada?”

Keyifle, bilinçaltımın tercihi olan Malibumu yudumlarken, Mehdiliğin nasıl geldiğini ve neden ilan etmek zorunda kaldığımı anlatmaya başladım, bunları henüz sizinle paylaşacak değilim sevgili okuyucular, zira buna hazır olmadığınızın farkındayım.

Bütün hikayeyi dinledikten sonra Sırrısulhi şöyle bir gerindi, cebinden bizim yamakların çıkarttığı bol resimli, koca manşetli, az sayfalı, muhaliflerin el kitabı olan çirkef gazetesini çıkarıp bana doğru salladı: “Bütün gün bunun başında pinekleyip ona buna çamur atıyoruz. Tamam kardeşim, biz yalan duymak istiyoruz da bunlar da işin suyunu çıkarıyorlar, Baykal efendi istifa ettiğinden beri meydan bu çömezlerin asparagas muhalefetine kaldı. Siz şimdi muhalefette yeni bir çığır açacak ve vizyonu tamamen değiştireceksiniz. Size muvaffakiyetler dilerken bu hayırlı davada üzerime düşen görevi yapmakla şerefyap olacağımı da ifade etmek isterim aziz üstadım, pardon Mehdi hazretleri diyecektim..”, “Mersi, Sırrısulhiciğim, çok janti adamsın, ben bu ifadelerinden emindim zaten.. Şimdi senden ricam, bu işi bizim entelijansa haber et de artık tebliğ ve irşad vazifemize başlamış olalım, değil mi cancağızım”, “Derhal, ivedilikle koşturuyorum Nejdetçiğim, mil pardon! Mehdi hazretleri, yahu ben size nasıl hitap edeyim?”,”Baş başa kaldığımızda Mehdi hazretleri diyebilirsin ama topluluk içinde sayın Mehdi majesteleri demen daha uygun olur kanaatindeyim. Sırrısulhiciğim, şimdi izninle ben kalkıyorum, Leman hanıma uğrayacağım selamlarını iletirim” dedim ve Leman hanımın ismi zikredilince aniden büyüyen gözbebekleriyle, onu koltuğunda bırakarak, yaşımdan beklenmeyecek kadar çevik bir hareketle ayağa kalktım. “Görüşürüz Sırrısulhiciğim, senden akşamları rapor alacağım ona göre, haydi baş baş” arkamdan kekeleyerek bir şeyler söylemeye çalıştığını umursamayarak yola koyuldum. Malum artık son derece meşgul biriydim ve sırtımda koca bir insanlık âleminin sorumluluğu vardı, bakalım ikbalde daha neler zuhur edecekti.

Şimdilik bu kadar aziz okuyucularım, gelişmelerden haberdar olacaksınız.    

Ahmet Nejdet Komputer
Mehdi resul, üstad-ı azam, reisülküttap, maveraünnehir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder