Mehdi oluşum hakkında 1
Merhaba Aziz Dostlarım,
Uzun zamandır yazmıyor yazamıyordum, zira çok önemli bir
projeyle karşınıza çıkmak istedim ve hazırlığımı yaptım.
Her şey bir sevenimin mesajıyla başladı: “üstadım yoksa
beklenen Mehdi siz misiniz?”
Bu soruyla önce irkildim. Tefekküre daldım, yoksa yıllardır
kendimden bile sakladığım müthiş sırrım bu muydu? Ve kendimi kampa almaya karar
verdim. Aylarca düşündüm ve kendimi bazı şeyleri ifşa etmeye ikna etmeyi
başardım. Artık bu sırla yaşayamazdım. Ben ki yüce emelleri mefkureleri olan ve
kendini milletine vakfetmiş, yılların birikimiyle üstad-ı azam rütbesine nail
olmuş, vefakâr ve cefakâr bir hizmet adamı, daha fazla sessiz kalmamaya karar
verdim.
Kartvizit bastırırken matbaacı arkadaş “hocam mehdi mi
yazalım Mesih mi?” diye sordu. “Ben, hocam değilim, bana üstadım diyeceksin,
bazıları ekselans da derdi zamanında ama uzak kaldık ortamdan” diye serzenişte
bulunduktan sonra sordum “oğlum benim babam Müsaitzade Rintiddin efendi, dedem
de Kohengillerden Köstük Müsait Paşa değil mi? Soyumuz sopumuz belli, ne Mesihi,
kimi gaza getiriyon lan sen?” Matbaacı arkadaş suratında yılışık bir sırıtışla “ben
ne bileyim hacı baba, ne dersen onu yazarım ben, istersen Zeus yazarım, fark
etmez, 1000 tanesi 80TL nakit”, “kredi kartı geçmiyor mu sende?” Diye sorarak
da bu seviyesiz muhabbeti isteksizce devam ettirmek zorunda kaldım.
Kartların basılmasını beklerken, çaycı çocuk içeri girip 2 çay
bıraktı, ama 3 marka aldığını gördüm. Yüce adalet duygumun bir tecellisi olarak
“napıyon lan sen 2 çay bıraktın 3 marka alıyorsun” diye müdahale ettim. Çaycı çocuk
da “amca bu sabahki 3 çayın markası, boşları alıyorum, bu iki çayın markasını
almadık daha, hırsız mıyız biz!” diye karşılık vermesin mi! Matbaacı da o
ısrarlı yılışık sırıtışıyla çocuğun kafasına vurup “uzatma lan, öp bakim mehdi
dedenin elini” diye affedersiniz, höykürdü. Böylece bana ilk biat eden de bu
çaycı çocuk olmuştur.
Kaderin garip bir cilvesi olarak, elalem koca memeli, ak
gerdanlı kızlarla mehdilik yaparken bizim payımıza düşen tek yuvarlak, çaycı
çocuğun 3 numara traşlı, yağlı, kara başı olmuştu. Engin merhamet duygumun bir
tecellisi olarak hiç tiksinmeden ya da çok az tiksinerek, büyük bir tevazuuyla
çaycı çocuğun başını okşarken aklıma Panama maslahatgüzarlığım sırasında resmi
bir temasta bulunmak üzere gittiğim Barbados adasındaki Hindistan cevizleri
geldi, bir de güzel likörü olur ki, azıcık naneyle insana harikulade bir
okyanus dejavusu yaşattırır.
Çaycı çocuğun busesini elimden tinerle çıkardıktan sonra
basılmış kartvizitlerimi alıp matbaayı terk ettim. Kredi kartına güvenip yanıma
nakit almadığımdan mütevellit matbaacıya biraz borçlanmış olduk, ama o da zaten
“mehdi’den para mı alacaz yaoov” diyerek, erimiş vıcık vıcık olmuş sırıtışıyla
bana rüştünü de ispatlamış oldu. Al işte sana ikinci mürit. Artık gerisi çorap
söküğü gibi gelecekti.
Risaletimi tebliğ için önce bizim lokale gidecektim ki
aklıma geldi: yahu ben resul değildim ki.. Sonra düşündüm, risaletsiz mehdi
mütenasip olmaz, zatıma hafif gelir, yakışmaz, ben neden mehdi resul olmuyordum
ki? Doğru matbaaya gidip kartvizitleri değiştirttim, dijital çıktıyla idareten bir
şeyler yaptı sırıtık müridim. Artık lokale gidip evrensel mesajımı yaymaya
başlayabilirdim… ki bu sefer de aklıma bizim lokaldeki katı laik disiplin
geldi. Malum lokalde biz hep din ve dünya işlerini ayırıyorduk. Ama Mehdi olmakla
bir nevi dünya lideri de oluyordum. Bu işin içinden nasıl çıkacağımı düşünürken
koluma giren Sırrısulhi’nin elektrikli süpürge gürültüsüne benzeyen çapaklı
sesi ile irkildim. Ses tellerine yapışmış nikotinli katranı atmak istercesine
boğazında yankılanan kelimelerle hızlı hızlı sordu: “Hayrola Nejdetçiğim,
dalmışsınız karadenizdeki gemilerinizin peşinden, sizin bröveniz var mıydı
yahu?” Ah ne latif bir hödük diye
geçirdim içimden, son anda müstakbel müridimi terslemekten vazgeçtim “Ooo Sırrısulhiciğim,
aziz biraderim, seni gökte ararken yerde buldum, bana şurda iki kadeh bir şey ısmarla,
anlatacaklarım var!” Birden heyecanlandı lavuk afedersiniz, “N’oldu yoksa Leman
hanımdan havadisler mi getirdiniz Nejdetçiğim” diyerek yalvaran bakışlarıyla
elimdeki poşete bir göz attı. “Ne alakası var beyefendi, yürü oturalım şuraya
diyerek esrarlı esrarlı bir koltuğa kuruldum, poşeti de açmadan önüne koydum. “Meraklandırdınız
beni Nejdetçiğim, nedir bu poşet? Yine neler peşindesiniz üstad?” poşetten bir
adet kartviziti çıkararak önüne attım. Titrek elleriyle uzandı, gözlüğünü
düzelterek okumaya başladı. “inanır mısınız, üstad?” dedi, “Hiç şaşırmadım, bunu
sizden bekliyordum. Hatta geç bile kaldınız.. Garson bey!.. Ne içeriz bu arada?”
Keyifle, bilinçaltımın tercihi olan Malibumu yudumlarken,
Mehdiliğin nasıl geldiğini ve neden ilan etmek zorunda kaldığımı anlatmaya
başladım, bunları henüz sizinle paylaşacak değilim sevgili okuyucular, zira
buna hazır olmadığınızın farkındayım.
Bütün hikayeyi dinledikten sonra Sırrısulhi şöyle bir gerindi,
cebinden bizim yamakların çıkarttığı bol resimli, koca manşetli, az sayfalı, muhaliflerin
el kitabı olan çirkef gazetesini çıkarıp bana doğru salladı: “Bütün gün bunun başında
pinekleyip ona buna çamur atıyoruz. Tamam kardeşim, biz yalan duymak istiyoruz
da bunlar da işin suyunu çıkarıyorlar, Baykal efendi istifa ettiğinden beri
meydan bu çömezlerin asparagas muhalefetine kaldı. Siz şimdi muhalefette yeni bir
çığır açacak ve vizyonu tamamen değiştireceksiniz. Size muvaffakiyetler
dilerken bu hayırlı davada üzerime düşen görevi yapmakla şerefyap olacağımı da
ifade etmek isterim aziz üstadım, pardon Mehdi hazretleri diyecektim..”, “Mersi,
Sırrısulhiciğim, çok janti adamsın, ben bu ifadelerinden emindim zaten.. Şimdi
senden ricam, bu işi bizim entelijansa haber et de artık tebliğ ve irşad
vazifemize başlamış olalım, değil mi cancağızım”, “Derhal, ivedilikle
koşturuyorum Nejdetçiğim, mil pardon! Mehdi hazretleri, yahu ben size nasıl
hitap edeyim?”,”Baş başa kaldığımızda Mehdi hazretleri diyebilirsin ama
topluluk içinde sayın Mehdi majesteleri demen daha uygun olur kanaatindeyim.
Sırrısulhiciğim, şimdi izninle ben kalkıyorum, Leman hanıma uğrayacağım
selamlarını iletirim” dedim ve Leman hanımın ismi zikredilince aniden büyüyen
gözbebekleriyle, onu koltuğunda bırakarak, yaşımdan beklenmeyecek kadar çevik
bir hareketle ayağa kalktım. “Görüşürüz Sırrısulhiciğim, senden akşamları rapor
alacağım ona göre, haydi baş baş” arkamdan kekeleyerek bir şeyler söylemeye
çalıştığını umursamayarak yola koyuldum. Malum artık son derece meşgul biriydim
ve sırtımda koca bir insanlık âleminin sorumluluğu vardı, bakalım ikbalde daha
neler zuhur edecekti.
Şimdilik bu kadar aziz okuyucularım, gelişmelerden haberdar
olacaksınız.
Ahmet Nejdet Komputer
Mehdi resul, üstad-ı azam, reisülküttap, maveraünnehir