Beni canından çok seven ve üstadları bilen sevgili insanlarım,
Bugün sizlerle yine mümtaz bir fikrimi paylaşacağımdan mütevellit kıvanç içinde gönenerek bir yaranıza daha parmak basıyorum.
Türkiye'de en köklü kurumlarımızdan olan, kamumuzun gözbebeği, Türk Hava Kurumu, son yıllarda NASA'nın biraz gerisinde kalarak bizi üzüyor. Atamız "istikbal göklerdedir" demiş fakat mevcut yönetim "köklerdedir" anlamış, kafa yerde kök bakıyorlar, patatesiydi, şalgamıydı, istikbal arıyolar. Efendim, bir espri ile yazımı süsleyeyim istedim, muvaffak oldum sanırım.
Nasa denilen amerikan kurumu, jüpiterdi Uranüsdü gezerken, biz hala ist-ank seferini 1 buçuk saat rötarlı yapıyoruz. Çok kısa ve net ifade etmek gerekirse bunun biricik sebebi dini inançlarımızın farklılığıdır dostlarım.
THK, havacılık dairesini geliştiremiyor, zira sizin de dikkatinizi celbetmiştir ki bu iş için yarım asırdır kurban bayramlarında birnbir güçlükle gaspettiğimiz koyun ve sığır derisini kullanıyorlar. Bu böyle olmaz; büyük baş küçük baş farketmez, çünkü bu başları taşıyan hayvanlar zaten uçmazlar, uçamazlar. Bize daha küçük başlar, yani kuş başları lazım.
Bakın, Nasa ne yapıyor? gidiyor, kamusunun elinden zorla paskalya ve noel hindilerinin tüylerini alıyor. Üstelik vermeyenler bizdeki gibi 3 ayla değil, "federal bir suç olduğu için" 16 seneyle yargılanıyorlar. Bazı akıllı okuyucularımız hindilerin de uçamadıklarını haykıracak ve beni mat etmişcesine coşup heyecanlanacaklar beyhude, ama biz bilmiyor muyuz? Hindinin genlerinde uçmak olayı var, sadece takım taklavat yeterli değil.
Bakın akbabaya, paraya kıymış, yaptırmış 2 metre kanat.. buradan bir sallasa 10 dakika sonra brükselde. Öyle bi hayvan yani. Ve uzaktan hindiyle de akraba oldukları için (kayınço), Nasa'nın durumu ortada..
Bu durumda bizim uçakların da süt vermesi lazım diyeceksiniz, veriyorlar netekim, ben şahidim. Geçen Antalya'ya giderken gördüğüm kabin mürettebatı abladan en az 12 kilo süt çıkardı ayrıca deyip toparlama esprisiyle yazıma devam ediyorum (netekim iğrenç oldu, hayret).
Peki ne yapmak gerekir?
Ya işte biz boşuna üstad-ı Azam olmadık. Haydi, yıllardır resepsiyonlarda devlet kesesinden içtiğimiz dabıl zeytinli martinilerin hakkını bir kez daha ödeyelim bari:
Kanaat-i şahanemce evvela, Bulgaristana bir teklif sunalım. paskalyada, noelde orada kesilen hindilerin tüylerini alalım, vermeyen ibineleri atalım hapse (özür diliyorum, laik damarım tuttu bir an çok sinirlendim, tabii ki bulgar insanlar bizimkiler gibi yobaz değildirler). Bakınız, bu faşistlik değildir sayın okuyucular, biz burada devletimizin bekası için uğraşıyoruz. Yıllardır halka rağmen halk için didiniyoruz. Lakin, aziz bayrağımız plütoda dalgalansın diye gerekirse bütün Bulgaristanı doldururuz İmralı'ya. Yeter artık, bakın benim ne kadar dindar olduğum aşikardır; her kandil o iğrenç, yağlı kandil simitlerini bile hiç erinmeden konyağa batırıp batırıp yemeyi ihmal etmemişimdir. İşte bu yüksek dini duygularımla söylüyorum ki, yüce dinimizin sembolü Hilal'dir, yani ay, ama ayda amerikan bayrağı dalgalanıyor, onu ordan sökmeye gitmek için bizim Hurşit abinin dolmuşuna binecek halimiz yok. Füzeler yapacağız, roketler yapacağız, fezaya gideceğiz. Açın Türkiye'nin önünü, yaşasın Türk Bulgar dayanışması, onları da bi tur bindiririz hafta sonları..
Ahmet Nejdet Kompüter
Üstad-ı Azam, Emekli pilot üstteğmen, kadirşinas şahsiyet, olgun distribütör, fahri astronot
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder