5.8.10

Kim Eşit, Nereye Eşit!..

Sevgili insanlarım,

Ülkemiz zor bir dönemden geçiyor.

Geçmiyor mu? Hayır, bazılarınız öyle manasız manasız bakıyor da.. bir durum mu var dedim. Neyse, şimdi ben bir artistlik hissediyorum havada, yani öyle bir koku var. Vatandaşa bir haller olmuş. E haklılar tabi.. savcılar tutuklanıyor, paşalar sorgulanıyor, askerin sesi kısılmaya çalışılıyor. Vatandaş da normalen kendini bir zümreyle eşitmiş gibi hissediyor. Bu yanlıştır işte. Hatta çok da tehlikelidir. Vatandaşa fazla yüz vermeyeceksin, devlet protokoludur bu. Atalarımız ne güzel demiş “yüz verdik veli`ye, geldi –afedersiniz- sıçtı halıya”

Biz yıllarca boşuna mı dedik, askerler lojmanlarından çıkmasın, alıverişlerini dahi orduevinde yapsınlar; hakimler kendi sitelerinde otursunlar, kendi lokallerine gitsinler; hatta devleti temsil eden en düşük rütbe olan öğretmenlerin bile kendi öğretmen evlerinde ve lokallerde toplayarak tatillerinde bile halkın arasına karışmalarını önlemedik mi? Soruyorum size biz bunu niye yaptık?

Vatandaş kendini eşit hissetsin diye yaptık.

Vatandaş hep vatandaşla oturup kalksın da başkalarını görmesin, eşitler hep bir arada olsun diye uğraştık. Şimdi sen tutup koskoca generali, savcıyı hastanesi hatta plajı bile ayrıyken vatandaşla aynı ceza evine gönderirsen bu abes olur. Bu iktidarı o yüzden affedemiyorum işte. Vatandaşla bizi aynı kefeye koyuyor, ulan ben kefeye girecek adam mıyım afedersin, getir milanodan %100 pamuklu valentino imzalı bir kefe neyse..

Şimdilerde hepimizi aldı bir korku, telefonda ağız tadıyla sinkaf edemiyoruz, yahu ergenekonu çağrıştırıyor diye çok sevdiğim zeytinyağlı enginardan bile vazgeçtim. Bu yaştan sonra mahpus damlarında ne işim var, hele bir de koğuşa düşersek yandık, adem babalarla otur kalk, ne primitif ne ilkel ne vahşi..

Biz de zamanında çok çile çektik, 12 eylül ihtilalinde, gerçi ben Komodor adalarında özel bir görevde bulunuyordum ama orda bile hissettim sıkıntıyı. İnanır mısınız tam 3 buçuk ay Türkiye’den ne pişmaniye getirtebildim ne saray helvası.. Mango yiyip likör içmekten cırcır oldum.. Neyse ki vazifesinin bilincindeki bazı diplomatlarımız bir İngiliz muhribine verdiler kargoyu da sonunda hasretimiz bitti..

Peki ben hiç hapse girmedim mi?

Girmez miyim? Onu da gördük küçük ve de sevimli insanlarım. Cezayir’de bulunduğum sıralarda fantezi peşinde koştuğumuz o ateşli gençlik yıllarında, çapkınlık yaptığım kadın evli çıkınca üst düzey emniyet amiri olan kocası beni yakalamış ve nezarethaneye tıkmıştı da Fransız dostlarım tam zamanında yetişip beni çıkarmışlardı. Allah’tan üzerimde Türk değil de Fransız pasaportu vardı. Yoksa diplomatik bir skandal çıkacaktı. Gerçi bir Türk diplomatında Fransız pasaportunun ne işi var diye de sorabilir bazı yobazlar ama cevap vermeye tenezzül etmiyorum.

O dehşet dolu 3 saati hiç unutmayacağım. O ikram edilen soğumuş nane çayının cıvık tadı hala damağımdadır. Ne istakozlar yedim de kaybedemedim. Gerçi Fransız pasaportu görünce ne dayak attılar ne de nezarethaneye soktular ama karakol zaten başlı başına bir nezarethaneydi. Müdürün koltuğunun yayları kıçıma battı ve tabi hemen dava açmakla tehdit ettim de minder getirdiler. Bazen şimdi merdiven çıkarken kalçam sızlıyor acaba o günün etkisi midir, dava açsa mıydım keşke?

Ben yıllarca ömrümü adamışım ülkeme, orada burada koşturmuşum sen şimdi beni vatandaşla bir tutuyorsun öyle mi Recep bey!

Bana diyor ki sen hiç iftar çadırında bulundun mu? E peki sen hiç şanzelize de bir sokak barında bulundun mu? Hiç bilir misin bu monşerler nasıl teneffüs ederler acaba seninle aynı oksijeni mi yakarlar.. hiiiç, ağzı olan konuşuyor, ben istemez miydim gençliğimin baharında cihangirde kız kovalamayı, ne işim vardı Versailles sarayının özel kalem müdürünün odasında staj falan.. Yaa bunlar hiç konuşulmuyor.

Ondan sonra seçim oluyor koskoca muazzamanın oyu bir oy, çoban haydarın oyu da bir oy.. Bu olur mu? Bak haydar derken büyük harfle bile yazmadım ben bilmiyor muyum imlayı, benimle aynı cümlede yer alan bir halk kişisinin adı özel mi olurmuş canım.. Yaa Recep Bey, Nereye gitti onca eğitim tecrübe, ki ben bir de bir yaz tatilinde 15 gün Alp dağlarında kaz çobanlığı yapmış adamım.

Bizde yok yok hemşerim. O kadar kolay üstad-ı azam olunmuyor. Son bir anımı daha anlatıp köşemi kapamak istiyorum mümtaz okuyucularım:

Bir gün Antiller’deyim, keyfim de gıcır, dediler ki Fransız Guyanasına uzay üssü yapılacak, ileride kesin işiniz düşer, oraya kapağı atın çok ballı yerdir, içkiler ucuz, kızlar güzel, ortam sakin, öyle kalabalık protokol falan da yok. Hemen aradım Ankara’yı dedim böyle böyle, kontenjan açın, beni de ilk sıraya yazın, locadaki tanıdıklara da haber ettim ilgilenin diye, artık işe oldu gözüyle bakıyorum. Neyse, tayin emri geldi, ben uçuyorum tabi zarfı açtım bir baktım Gine.. Ulan ben Guyana diyorum hem de Fransız Guyanası, Güney Amerika.. adamlar Gine’ye kontenjan açıyorlar ta Allah’ın afrikası.. Adamlar buğdayı mayalayıp rakı diye içiyorlar çamaşır suyuyla köstebek sidiği karışımı acayip bir şey, bardaklarında şemsiye daha icat edilmemiş o kadar cahiller.. Bir arkadaş dedi ki “olum boşver burada elmas madenleri var, Belçika çakıl taşı fiyatına yiyiyor, ütüyor bunları” dedim “bana ne aga, Allah herkesin rızkını verir, ben bu memlekette napıcam, adam şarap görmemişler hayatlarında, kızlar desen gündüz feneri. Benim de bir huyum var 2 cins insandan nefret ederim: ırkçılar ve de zenciler.. kalsın dedim. Elmasınız da sizin olsun, köstebek sidiğiniz de.. kapattırdım kontenjanı ödenek yetersizliği diye, bastım gittim yine Antillere, terk ettiğim kızı geri alamadım gerçi ama sonra daha güzelini buldum. Şimdilerde duyuyorum Gine’ye, Burkina Faso’ya, Fildişi Sahillerine büyükelçilik açılıyormuş Allah kolaylık versin oraya gidecek garibana.. işgüzarlık işte, biz sanki bilmiyorduk açmasını.

Şimdi bunu niye anlattığımı da tam çözemedim ama yazdık şimdi o kadar, silmek olmaz.. Canım tecrübe işte.. Bu bedende yaşanmışlık var dostlarım, neler gördü bu gözler neler duydu bu kulaklar. Hiç insan kendi tebaasıyla eşit olur mu? Yoksa o tebaa demez mi bu nasıl aristokrat diye, saygı duyacak başka oligark, bürokrat, üstad-ı Azam aramaz mı?

Yaa, bunları düşünün işte.

Hoşçakalın aziz dostlarım ve de benim sevimli insancıklarım

Ahmet Nejdet Komputer

Üstad-ı azam, sivil mareşal, toplum mühendisi, egemen unsur, halk kitlesi sibobu, entelijans, aristokratik işbirlikçi

19.5.10

Üstad'ı Azam'dan Baykal meselesi kritiği

Baykal’ın ikinci kamera meselesi ve benim meselem

Sevgili okuyucularım,

Baykal’ın kamera meselesi adlı makalemi kaleme alırken bunun bir de ikincisi olabileceğini tahmin etmiyordum, başka bir tahmin etmediğim husus da 70 yaşındaki adamın performansı idi. Kadim dostum Baykal eğer o görüntüler gerçek ise evvela utanç değil gurur duymalı diye düşündüm, masamdaki mavi haplara bakıp hayıflanarak.

Tabii ki görüntüler gerçek değil. Bu olay iğrenç bir komplo ve maalesef ülkemizde siyasetin düştüğü durumu gösteriyor ve “ya gerçekse” diye sordurtmayı amaçlıyor.

Bazı edepsizler Laik Müslüm Gündüz vakası diyorlar bu hale. Ne alakası var? Hem o zaten imam nikahlı karısı ile basılmadı mı canlı yayında, polis ve kameralar birden girdiler içeri adam giyinememişti bile.

Deniz Baykal’a bugün reva görülen bu muamele yarın size da reva görülebilir, bu yüzden “susma sustukça suya sarı civelek” (bu söz de ne demekse, her toplumsal olayda söylüyorlar ben de modaya uyayım dedim ama çok saçma olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim).

Sevgili kitlem,

Şunu baştan ifade edeyim, bir kere CHP’nin başına geçme ihtimalim yok, zira ben siyasetten bıkmışım, çirkefliğini görmüşüm, hiç boşuna ısrar edip cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaptığınız gibi evimin önüne kamp kurmaya çalışmayın, sonra belediye ile ben papaz oluyorum.

Tabi boşuna hakkımda dedikodular ve kasetler de üretmesinler. Yarın bir kaset de benim hakkımda çıkmasın yani; şimdiden sevdiklerimi uyarayım, bizim sütümüz ve kaşığımız aktır. İftiralara kanmayın. Efendime söyleyeyim, yarın bir kaset çıkarırlar neymiş efendim Poyrazlı köy’de bir pansiyonda çekilmiş montaj görüntüler falan, kim inanır buna? Mesela ben ve bizim kasap Hayri’nin karısı, yaa, buna çocuklar bile güler.. Daha görüntülerin sahte olduğu senaryodan belli, ben ömrümde Poyrazlı köy’e gitmedim, ne işim var hele Rozet pansiyonda benim.. hem de kasap Hayri’nin karısıyla.. bir kere kadın şişman; ben şişman sevmem.. Üstelik o görüntülerde mesela benim üzerimde kaplan postundan deri bir kıyafet varsa, aha işte yalanları, iftiraları yakalandı demektir, zira ben öyle postlar giymem, çok kaşındırıyordur onlar çünkü.

Buradan Teknik ekibe sesleniyorum böyle bir montajla halkın karşısına çıkarsanız size kimse inanmaz.. Bıçaklı Hayri hiç inanmaz.. Ilık Nermin yani Hayri’nin karısı Nermin hanımefendi de inanmaz.. Ben bile inanmam.. ulan siyaset ne hale geldi be, yazık yazık, tuh sizin kalıbınıza, adam mısınız lan siz, montajcı şerefsizler, adi pislikler, utanmaz kalleş rüşvetçi, şantajcı şahsiyetsizler.. pardon sevgili okurlarım hızımı alamadım bir an. Benim gibi 80’ini devirmiş adamı bile ne hale sokuyorlar görüyorsunuz.

Neyse, siz şimdi sonuç olarak mesajı aldınız, yani CHP’nin başına geçmem söz konusu bile değil, rüyamda görsem hayra yormam, öyle bir niyetim olsa kendimi gider köprüden atarım. Yani yok öyle bir şey, valla yok. Ekmek çarpsın yok.. yok aga olmaz.. ne işim var..

Avrupa’da bu işler böyle değil, yani bu gizli kamera olayını diyorum. Mesela Fransa’da bir gay kulübü vardı; kulüp diyorum ama 5 yıldızlı koca tesis. Efendime söyleyeyim, tabi bizde de merak var, gittik resmi temaslarda bulunduk, hani ülkemize bu hizmeti getirsek mi getirmesek mi diye. Şimdi belki girerken birkaç poz çekmiş olabilir gazeteciler ben peşinen zaten söylüyorum, bunda utanılacak bir şey yok. Devlet göreviyle gittik, baktık, ne gizli kamera ne bir şey.. her yan çiçek gibi tertemiz şantajcı yok montajcı yok, koca tesis.. Neyse efendim sonra baktık ki bu bizim örf ve ananelerimize ters, dedik bunu Türkiye’ye getirmeyelim. Sonra çıktık yurda döndük hatta gelirken freeshoptan bir sürü viski puro parfüm falan almıştım hepsi de bavullarda duruyor hem de kaç bavul, hani isteyen olursa, hani hediye etmek gerekirse falan .. koca bavul... hatta 2 bavul.. en büyüklerinden, söz…

Şimdi tabi Deniz Baykal kırıldı, şevki kırıldı bir kere, terk edip gitti bizi, artık yerine gelecek olan aday hakkında bir dahaki yazımda yazarım diyorum ama bende de şevk kalmadı, bu işleri bırakıp güneye yerleşmeyi bile düşünüyorum. Güney Fransa’da bir bağ satın alıp üzüm yetiştiriciliği ile uğraşabilirim. Hem o zaman evin hizmetçileri de Fransız olur, burada zor, nerden bulacan Fransız hizmetçi, değil mi?

Gidecem Fransa’ya, Türk televizyonlarını bile izlemeyecem, Uğur Dündar hariç tabi.. Her akşam haberleri ondan alırım yeter, gerisini duymak bile istemiyorum. Bu aralar hep duymak istemediğimiz haberler alıyoruz başka kanallardan zaten, Allah’tan Uğur’cum var.

Hoşçakalın aziz dostlarım

Ahmet Nejdet Kompüter

Üstad-ı Azam, bilir kişi, asil insan, kırgın demokrat, tedirgin oligark