21.10.09

Baykal'ın kamera meselesi

Değerli yurttaşlarım, engin dostlarım,

Teknoloji çağında bulunduğumuz şu günlerde bir kamera meselesidir almış başını gidiyor. Malumu âliniz, demokratik açılım görüşmeleri bir kamera meselesi ile kilitlendi ve iptal oldu. Bu işe ziyadesiyle üzüldüm ve sorunu ortadan kaldırmak üzere harekete geçtim. İki lideri de aradım, kendilerine ulaşamadım. Sayın Başbakan işlerinin yoğunluğu nedeni ile görüşemedi, Sayın Baykal ise söz verdiği kokoreç partisini hala düzenlemediğinden dolayı biraz mahcup sanırım, telefonuma çıkmadı.

Ben iki lidere de buradan sesleniyorum. Eğer bir araya gelmek istiyorsanız, evim müsait, tarafsız bölge sayılır, sonuçta ben Uğur Dündar’dan bile daha tarafsız bir aydın ve aristokrat olduğum içün evimde sizi ağırlamam sorun olmamalı. Tabi şu Ergenekon davası yüzünden dinleniyor olabilirim o ayrı, fakat sizi temin ederim ki evimde kameram yok. Yalnız Baykalcığım senin çocuklar önceden gelsinler de şu böcek yemlerini bir yerleştirsinler diyorum. Hani Başbakanla görüşürken bir haşerat çıkar rezil oluruz. Anladın sen onu.

Siyasette konuşup anlaşmak çok önemlidir sevgili halkım. Ben mesela konuşmadığım siyasetçilerle politika yapmam. Bir keresinde uzak bir Afrika ülkesinde birdarbe yapılmıştı. Nereden bulmuşlarsa darbeci paşalar benim telefonumu bulmuşlar aradılar. Dediler ki “Ahmet bey, biz darbe yaptık acil gel” dedim ki “kardeşim, darbe çok kötü bir şey sizi kınıyorum”. “Tamam abi kusura bakma oldu bir kere” dediler, gittim baktım, hakkaten yapmışlar.. “Çok ayıp” dedim, sordum “beni niye çağırdınız?” Şimdi bunlar darbe yapmışlar ama ülkenin başına koyacak başkan bulamamışlar “sen olur musun?” dediler. Şöyle bir gezdim dolaştım ülkeyi çeşitli temaslarda bulundum, ana muhalefet partisi ile görüştüm, tabi ben son derece demokrat ve ilerici bir aydın olduğum için hep kameralar önünde görüştüm. Öyle tenhada buluşmadım.

Neyse efendim, sonracıma, baktım bu liderlerin Fransızcaları çok zayıf, arzu ettiğim seviyede değil, bir ikinci görüşmenin yapılmasına imkân yok. Dedim “kusura bakmayın, ben böyle ülkeyi yönetmem”. Demokrasi konuşarak olur. Sen diyecen ben dinleyecem, ben diyecem sen dinleyecen ki ülke bir yere gitsin, aksi halde diktatörlük olur ki bu benim hiç hazzettiğim bir şey değil. Gerçi bir zamanlar mecburen diktatörlük de yapmıştım onu da sonra anlatırım.

Af buyurun ben böyle tersleyince bunları bunlar eşekten düşmüş karpuza döndüler. Ulan darbe yapmışsın kadron yok. Ülke üçe dörde bölündü, bu darbeci paşalar avuçlarını yaladılar, aç öldüler. E be kardeşim darbe böyle mi yapılır? Hiçbir hazırlığın yok, akademik çalışma yapmamışsın, kamuoyunu gazeteciler vasıtasıyla hazırlamamışsın, toplum nezdinde itibarı yüksek bilim adamı, fikir adamı, gazeteci, doktor, işadamı kadron yok. Daha örgütleşememişsin, 3 tane generalle darbe mi yapılır, hadi yaptın, insan sonrasını düşünmez mi? Uluslar arası anlaşmaların var, sözleşmelerin var, onlar ne olacak, bir kaos çıksa ülken dağıldı gitti.. Darbe senin neyine! Bak başka ülkelerde darbe nasıl yapılıyor bir öğren ondan sonra gir bu işlere, o kadar kolay mı?

Bak nasıl sinirlendim hatırlayınca, ellerim titriyor şu an sinirden, gerizekalılar ya.. Tabi bunlar Afrikalı, haşa aşağılamıyorum ama bilgi ve beceri kaliteleri pek düşük, dolayısıyla beceremiyorlar bu işleri. Halbuki ne cevval ne maharetli zenci generaller var oralarda biliyorum.

Hülasa, demem o ki iletişimin olmadığı siyaset boştur, anlamsızdır, işe yaramaz. Bugün yaparsın, yarın başka bir iktidar gelir kaldırır. Sonuç alamazsın, ülke olarak bir menfaatin olmaz, zaman kaybedersin. O yüzden ben bu iletişim olayını çok önemserim aziz dostlarım. Gönül ister ki bu ülke de yan yana iki taht olsun birinde Sayın Başbakan diğerinde Sayın Ana Muhalefet Lideri otursun, karşılarında da bir kamera 24 saat canlı yayın yapılsın. Aralarda reklam alsınlar ülke ekonomisine bir katkısı olsun.

Mevcut durumu da iyi analiz etmek lazım.
Aslında burada Sayın Baykal iktidara bir mesaj veriyor. Yani diyor ki.. “Türkselin üçge fargııı, netteki hız farkı.. neyyy.. netteki hız farkı!..”
Ay ölüyorum.. Aslında tebessüm edecektim sadece, ama karnım ağrıdı gülmekten, bir an Tayyip ile Deniz’i o reklamdaki gibi dans ederken düşündüm de..

Yani diyorum ki cep telefonu kamerasıyla bile halledilirdi bu mesele ama nerde benim kadar karizmatik, ferasetli ve de pratik lider bu ülkede!..

Saygılar sunuyorum efendim, bir sonraki mes’elede görüşünceye kadar esen kalınız.

Ahmet Nejdet Kompüter
Üstadı-ı Azam sanat yönetmeni, Em. Siv. Diktatör, Aristokratik açılım öncüsü, uzman psikolog, post modern darbe senaristi.

16.10.09

Baykal ve Erdoğan Buluşması

Baskısız, hür irademle, durup dururken yazıyorum sevgili dostlarım,

En sonunda özlediğimiz tablo ile karşılaşıyoruz, Sayın Başbakan ve Ana muhalefet lideri özlenen buluşmalarını gerçekleştirip ülke menfaatine göre görüşüp tartışacaklar. Ben şimdiden 3 boyutlu gösteren gözlüğümü aldım hatta bir de kaynak gözlüğü aldım ama o mendebur da simsiyah, bir şey görülmüyor.

Şimdi herkes bir çatışma bekliyor tabi hararetle. İki lider el sıkışmak için ellerini uzatınca içlerinden biri o eli alıp kıvıracak ve dirseğinden burkarak boynuna arkadan dolanacakmış ve kulak memesine üfleyecekmiş gibi bir his var milletin içinde. Eğer böyle bir şey olursa ben bir kere tacı tahtı bırakır, derhal istifa eder ve memleketten Fransa’ya iltica ederim. Zira ihtilafın bu kadar seviyesizleşmesine asla tahammül edemem. Giderim Paris’e, Cem Uzancığımla margaritamı içer ülkeme uzaktan bakarım, hatta Türk olduğumu bile çaktırmam; zaten benim dedelerim taa uzaktan Hırvat devşirmesiymiş (Selanikli olan değil, öbürü), aldırırım valla kütüğü Zagreb’e.

Elbette buluşmada böyle bir sığlaşma olmayacak ve bence görüşme şu minval üzere olacaktır.

Sayın Erdoğan CHP parti merkezinden içeri girer:
- Selamu Aleyküm Sayın Baykal nasılsınız? Der. Sayın Baykal’da:
-
- Buyurun buyurun hoş geldiniz, sizi gördük daha iyi olduk siz nasılsınız? Diye kibarca karşılık verir. Sonra da görüşme şu şekilde devam eder:

- İyiyiz Hamdolsun..
- Ne içeriz?
- Varsa bi çay alırım ben, demli olsun zahmet olmazsa..
- Ne zahmeti canım… evladım duydunuz, kek de getirin, hadi bakim… Eee sayın Erdoğan..
- Bana Recep diyebilirsiniz.
- Tabi, siz de bana Deniz abi diyin, hatta şu sizi bizi kaldıralım istersek..
- Olur, istersen parlak zırhlı şövalyem diyeyim sana, ne o Abi dedirtmeler falan..
- Yok, recepcim hani yaşım senden fazla ne de olsa..
- Şaka yapıyorum Deniz abi, tabi ki.. zaten sen demesen de Deniiiz diyecek halim yok, büyüğümüzsün, saygımız var.
- Sağol Recepcim.. Valla ben senin böyle saygılı bir kardeşim olduğunu biliyordum ama ekranlarda pek bir agresifsin..
- Abi şimdi bak konuyu sen açtın, sen de fazla sakin sayılmazsın, bir de doğru olmayan argümanlarla muhalefet yapıyorsunuz o yüzden biz de gaza geliyoruz..
- Yalan mı söylüyoruz yani Hacı Recep!
- E abi, şimdi bu denizfeneri hakkında dediğin neydi Allasen? Mahkeme kararı yok, delil yok, ispat yok, Alamanların gazıyla bize saldırıyon. Orda bile anlaşma olmasaydı, dava bitmeyecekti demediler mi?
- Koçum biz de kendimizi düşünüyoruz, napak yani, Akepeyi mi övelim? Seçim zamanı bel altı bel üstü olmaz, nerene gelirse artık.. Hem sen ne dedin? Yok Sivas’tan öteye geçemezler felan..
- E yalan mı abi..
- Yalan demedik de, niye söylüyon.. Ayıp mı yani.. Geçmiyorum, iklimi rahatsız ediyor, kuru hava dokunuyor belki ne biliyon..
- Ya her neyse işte, ben zaten bunları konuşmaya gelmedim..
- Evet doğru, açmayalım şimdi eski mevzuları.. Eee hanım nasıl, torun gelmiş yine.. Hadi hayırlı olsun.
- Sağolasınnn, yav bu torun var ya evlattan fazla seviliyor..
- Sevilir tabi. Derdi yok çilesi yok, ağladı mı alsın anası babası, gülüyorken sen al kucağına.. oooh
- He valla… ya bu çay biraz açık olmuş mümkünse değiştirsek..
- OOOĞLUM.. ya ne dedik, demli demedik mi.. al bunu da demli getir.. ben de bi demli içeyim, normalde içmiyorum rahatsız ediyor..
- Abi rahatsız ediyorsa içme.
- Yok canım çekti, at sidiği gibi çay getiriyorlar afedersin.. Zaten sakarin koyuyorum onun da acayip bir tadı var alışamadım bir türlü, demli olunca çayın tadı bastırır onu.. Bak bu kekleri bizim genel sekreterin yardımcısının halası yapıyor, pastane işi değil yani, afiyetle ye, bizde daha çok var.
- Sağol, sağol nefismiş.. Ben zaten tatlıyı yemekten önce yerim, öyle bir huyum var..
- Ne o yemek mi ısmarlatacan bi de..
- Yok onun için şeyetmedim..
- Şaka yaptım yaaa, Recepcim sen de hemen açıklama yapıyon ha, rahat ol..
- Rahatım da, aslında fazla vaktini de almayayım ben senin konuya girelim istersen.
- Gir bakalım, çek besmeleyi..
- Şimdi abi, ülkenin durumu malum, artık sen ben kavgası yapacak durumda değiliz, akan kanı bir an önce durdurmak lazım, ondan da önemlisi bu ülkede insanca muamele görmeyen kitle kalmamalı..
- Tabi biz de önemsiyoruz bu şeyi de, şimdi o senin dediğin gibi olmaz..
- Abi ne diyorum ben..
- Ya işte diyorsun ya hani..
- Ne demişim..
- Hani TVde falan görüyoz ya
- Abi ben ağzımı açmadan sen başlıyorsun o öyle olmaz diye.. Dur bir dinle önce bakalım ne diyoruz..
- Ya bildiğimiz şeyler işte..
- Neymiş abi bildiğin?
- Kürtler Kürtçe konuşsun falan işte.. Sana ne kardeşim, ortada bir mevcut durum var, sen niye karışıyon ki milletin diline, bu normal mi şimdi?
- Allaallaaaa ben ne karışacam, ben zaten kimse karışmasın diyorum, dileyen dilediği dili konuşsun..
- Hagadigi lagan ogordagan!..
- Bu ne abi şimdi..
- Kuş dili.. ben de kuş dili konuşacam o zaman senle..
- Abi çocuklaşıyorsun haa bazen..
- Yaa nooldu, hoşuna gitmedi mi?
- Ne alakası var kardeşim.. çocuk çocuk hareketler..
- Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma.. hadis bu..
- Şimdi bunun ne alakası var?
- Yaa anladın onu sen..
- Neyi anladım
- Hadi hadi.. Bırak şimdi bırak, böylesiniz siz ama böyle olur işte, sert kayaya çarptınız bu sefer, yemezler..
- Noluyo abi, ne diyosun sen ya!..
- Sizin fikirleriniz sakat, burada maksat milleti oyalamak sureti ile dolandırmak. Siz buradan oy toplayacaksınız da Cumhuriyet Halk Partisi buna izin verecek haa..
- Abi sarardın sen, ulan demli çay mı yaptı noldu adama..
- Laik demokratik hukuk devletinde üniter yapının bozulması demek devrimlerin çöpe atılması demektir, biz devrimlere hakaret ettirmeyiz..
- Allaallaaaa bozuldu bu.. ABİSİ..! Bakar mısınız? Bir şey oldu buna..
- Sen önce cumhurbaşkanlığı makamına Gülü nasıl oturttuğunun hesabını ver.. Gitti gül gibi makam.. ayağa da kalkmıyorum işte.. kalkmam.. kaldıramazsınız.. bırakın beni.. çıkın ulan kolumdan..
- Kardeş! Bir tansiyonunu ölçtürün de.. Neyse ben çıkayım, arabayı kötü yere park ettim çekmesinler şimdi.. oldu, beni haberdar edersiniz gelişmelerden..


Evet sevgili kitlem,

Sayın Baykal eğer demli çay içerse konu aşağı yukarı buralarda kilitlenir, o yüzden benim tavsiyem iki liderin de görüşme de ıhlamur içmesidir. Yalnız bir muhalefet lideri daha var oralarda ki kendisi bırak ıhlamur içmeyi ıhlamur ağacını kemirse yine bir faydasını görmez.

Halbuki siyaset biraz da tatlı dili kullanarak istediğini elde etme çabası değil midir?

Bu haftalık beraberliğimizin de sonuna geldik, tekrar görüşünceye kadar hoş ve esen kalın yurttaşlarım..

Ahmet Nejdet Komputer
Siyasi diyalog uzmanı, yorumcu üstad-ı azam, fevkadbeşer, reisülküttab tatlıdil

9.10.09

Din dersi. Konu Türkçe İbadet

Muhterem İnsanlarım,

Geçenlerde size verdiğim sözü hatırlattı bir ahbabım, dedi “Üstad! N’oldu, yazmıyon Türkçe ibadet, ne o kalın mı geldi yoksa” Dedim “Ulan zibidi sen benle nasıl konuşuyon, daha tavla oynamasını öğrenememişsin, gel de Marsilya’ya vali yapayım seni”. Efendim, geldi, gelirken de bana bazı kitaplar getirmiş konu hakkında, hepsini okudum. zaten okumuştum önceden de bir daha hatırlayayım istedim, malum hafıza-ı beşer bir gün şaşar. Bizim tebaamıza karşı saygımız ve sorumluluğumuz var, boş konuşamayız hatta yanılma lüksümüz bile yok. Hele de manevi konularda ayrı bir ihtimam gerekiyor.

Aziz müminler,

İnsanı hayvandan ayıran temel öğelerden bir tanesi de ibadete ehliyetli oluşudur. Bakınız fareler oruç tutmaz, kediler namaz kılmaz, develer her ne kadar hacca gidebiliyor olsalar da penguenler umre bile yapmazlar. Siz hiç zekat veren sincap gördünüz mü, ya da imam nikahlı zürafa.. Yalnız ben bir keresinde kelime-i şehadet getiren papağan görmüştüm ki o sayılmaz zira ezberlemiş öylesine söylüyor. Gerçi bir çoğumuzdan daha hissederek söylediğini iddia ediyordu papağanın sahibi yobaz adam ama her neyse.

Efendim bu hayvanlar için öte dünya da yok. Bakmayın siz maymunlar cehennemi dedikleri yalnızca bir film, eşek cenneti diye de bir yer yok.

Ama insan öyle mi ya..

İnsan konuşur anlaşır, düşünür taşınır. Şimdi biz nece konuşuyoruz? Türkçe! Demek ki ibadetimiz da Türkçe olmalı. Niye? Zira çalışmak ibadettir! E biz Arapça mı çalışıyoruz? Hayır, Türkçe hatta Fransızca, Almanca, İngilizce.. Yani şimdi bu çalışmalarımız kabul olmuyor mu? Haram mı kazanıyoruz?

Bir insan hangi dilde yardım ister? Yardım isteyeceği merci hangi dilden anlıyorsa o dilden, e Rabbimiz de Türkçe anlayamayacak mı haşa..

Haa ama bazı tartışmalar da çıkmıyor değil. Mesela biz tavla oynarken demin bahsettiğim arkadaşla tartışmaya başladık, o diyor şöyle ben diyorum böyle, kendisi açtı Kuran’ı okudu, ben de açtım bendekini okudum, birbirini tutmuyor, bir başka arkadaşa açtık sorduk, onunki hiç tutmadı.. Efendim meğerse benim Kuranım Fransızcadan tercüme imiş, arkadaşınki Almancadan, telefon açtığımız ise direk Arapçadan okumuş..

“Şimdi ne olacak?” dedik.
Aziz kardeşlerim, insan düşünerek her şeyin doğrusunu bulabiliyor; Telefondaki Arapçadan Kuran okuyan arkadaşı kınayıp, alay edip, telefonu yüzüne kapadıktan sonra, birbirimize bakıp dedik ki, şu an dünyada en yaygın olan dil İngilizce o zaman biz bu Kuranı İngilizceden okuyalım.

Ya, aklın yolu bir, bir daha aramızda bir tartışma çıkmadı, zaten kitapta ne yazdığının ne önemi var onunla amel etmedikten sonra değil mi? E bu kitap da doğrusu bize pek hitap etmiyor, gökten indiği sanılan şeylere göre yaşayacak değiliz tabi, Allah bize akıl vermiş, beyin vermiş. Çalma çırpma, kalp kırma, kimseye zararın dokunmasın tamam işte. Zaten burada amaç kamu düzeninin sağlanması ve daha güzel bir dünyada huzurlucana yaşamak değil mi?

Şimdi bu namaz olayında Kıraat diye bir mesele var orada Allahın kelimelerini tekrar ediyorsun. Yani dua değil! Ayet okuyorsun, o yüzden orijinalini söylemen gerekiyor dedi telefonda görüştüğümüz münasebetsiz arkadaş. Ben de dedim ki “Yahu kardeşim, sen ne dediğini bilmedikten sonra, demenin ne hükmü var, söyle Türkçesini O anlamaz mı? Hatta yere kapanmana gerek var, Rabbinin ihtiyacı mı var buna, git efendi gibi otur koltuğuna, adam gibi, Türk gibi, konuş dertleş, namaz bu işte”.. Ben mesela her gün 1 vakit yani yatarken, 1 kadeh konyağımı alır geçerim kütüphaneye orada içerken dertlenir ve dertleşirim tanrımla.

Bunlar kültür ve birikim meselesi sevgili dostlarım. Her gün camiye gidip namaz kılacağına git bir fakire kruvasan ikram et daha sevap değil mi? Bir gün zeytinli bir gün çikolatalı bir gün labneli.. ne güzel..

Şimdi bu namaz Türkçe olsa herkes koşa koşa camiye gitmez mi? Gider, burası Türkiye..

Hele şu ezan meselesi! ne diyor hiç anlamıyorum, bence ezan zamanı koysunlar bir rahmetli Nat King Cole, insanların ruhu beslensin.. Sesse ses, makamsa makam.. Nasıl ezanı anlamıyorlar, bunu da anlamayacaklar ama nerede bizde o zarafet, estetik..

Şu camilere ayakkabı ile girememe durumuna hiç değinmeyeceğim daha bu konuda konuşabilecek kadar evrimleşmedi halk.

Şimdi biz böyle milliyetçi ve maneviyatçı olunca bu yobazlar korkuyorlar tabi, diyorlar ki din elden gitti.. Din elden gitti tabi, yıllarca tahakkümünüz altına almışsınız dini o örümcek kafanızla, böyle aydınlar çıkınca kaçacak yer arıyorsunuz. Aman siz rahat olun değerli dostlarım biz sağ oldukça sizin bütün mukaddes değerleriniz teminat altındadır. Biz kimselere fırsat vermeyiz, her konuda olduğu gibi bu konularda da aydınlığımızın ziyası gözleri kamaştırır ve üzerimize düşen aydın sorumluluğunu layıkı veçhile yerine getiririz.

Çalışmak ibadet, güzele bakmak sevap..
Her yer cennet, aynen devam

Saygı ve sevgilerimle

Muhterem Ahmet Nejdet Kompüter Hocaefendi,
Üstad-ı Azam, Mübeşşir-i Diferansiyel, Eski Çekoslovakya Vaizi ve Hutbe İratçısı

8.10.09

Demokratik Açılım Nasihatleri

Değerli dostlarım,

Biraz rahatsız olduğum için bu yazıyı öksürükler içinde kaleme alıyorum, ateşim var ama biz bu vatansever sinede ne kor ateşler söndürdük. Gördüğünüz gibi formumdan bir şey kaybetmedim. Sevgili doktorum sayesinde biraz gençleştim bile diyebilirim. Buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum, sağolsun çok ilgilendi hatta hemşirelerin en tatlılarını bana gönderdi onlar da bana çok iyi baktılar ben de onlara çok iyi baktım. Hahhaaay..

Efendim horoz ölür gözü çöplükte kalır derler, bizimkisi de o emsalden bir latife sadece yoksa hepsi benim kızım olur; latife latif gerek, bize de böyle latif hemşireler gerekti değil mi Tuğrulcuğum (efendim, malum doktorumuz Ergenekon uydurmacasından dolayı gözaltında olduğu için gidemiyoruz kendisine ama sağolsun eski arkadaşım Tuğrul onu aratmıyor)

Bu kadar sulu girizgah kafi gelsin sevgili ahbaplarım ve biz girelim konuya; malum-u aliniz konumuz demokratik açılım..

Bu açılım denen şeyi ben anlamadım, anlayan varsa beri gelsin.. Yahu açacak başka şey mi kalmadı, vatandaşın Florya plajını halka açtınız, TRT şeş’i açtınız, tüp geçiti açtınız, Bolu tünelini açtınız, Karadeniz otoyolunu açtınız, açtınız da açtınız.. yeter cereyan yapacak, bunu da açmayı verin.. diye bir şaka ile başlayalım..

Şimdi anlıyorum ki, bizler hem anlamadık diyoruz hem de karşı çıkıyor, bağırıp çağırıyoruz şu başbakana. Halkın da kafası karışıyor haliyle.. Aziz dostum Baykal ile Bahçeli hem diyorlar ki “Bu açılım boştur, yoktur, kandırmacadır, ne yapacağını kendisi de bilmiyor”, hem de diyorlar ki “Başbakan sapıtmış, saptırılmış, vatan haini olmuş, bölücü olmuş”. Şimdi sevgili dostlarım halk bunu yemez, vatandaş yer belki ama halk yemez. Muhalefetin de biraz seviyeli olması lazım, yoksa bir daha meclise giremezler Allah muhafaza.

Benim şahsi kanaatime gelince:

Bizim Paşa Kenan’ın bir lafı vardı Dağ Türk’leri dağda katır kutur kara basarak yürüyünce çıkan seslerden mütevellit bunlara Kürt adını koymuşlar. Ben de demiştim ki o zaman Antalya’daki, Bodrum’daki deniz Türklerine de şapır şupur denize girdikleri için “Şürp” densin.. sonra Kıprıs’ta kumarhanelerde çatır çutur kumar oynayan casino Türklerine de “Çürt” densin.

Hadi bu “Çürt” saçma oldu belki ama “Şürp” tutar, söyliyeyim.. Sonra bir de Şürpçe tv ile uğraşmayalım..!

Efendim böyle saçma bir destanla Kürt ırkının doğumunu ilintilendiriyor hatta bizzat kaynak olarak gösteriyorsanız, size gülmek için ben de bir açılım yapıp haşa huzurdan mübarek kıçımı açarım..

Şimdi nasıl olmuşsa olmuş bu Kürt insanlar yaratılmışlar ve dağda öğrendikleri bir lisan ile konuşuyorlar, pek tabiidir ki bu lisan dağ Türkçesi değil. Demek ki sizin varsayımınız saçma. O halde bu insanları Türkleştireceğiz. Nasıl mı? Çok kolay, Herkes tuttuğu takımın ırkından olsa yırttık işte, sonuçta bu Kürt insanlar da Türk insanlar gibi ya Galatasaraylı ya Fenerbahçeli ya da Beşiktaşlı.. Tamam işte sorun çözüldü..

Şimdi siz diyeceksiniz ki bu takımlarda yabancı oyuncu var onlar Türk değil. Aman canım Nobre nasıl Türk oldu, Vederson bile Türk değil mi, hatta tuğla gibi Avrello var yahu çukulata renkli Türk! Demek ki oluyormuş. Sonuçta amaç takımın kazanması ise tek kelime Türkçe bilmeyen Nobre bile Türk olabiliyor değil mi? Kimse ona takım haini diyor mu, demiyor..

Tabi zatı şahanem Fransa’da uzun yıllar yaşadığımdan dolayı bu asimilasyon işleminin nasıl yürüdüğünü de yerinde müşahede etmişimdir. Bakınız arap arap Cezayirliler nasıl da Fransız marşı söylüyorlardı hapishanelerde anlatamam. Bizimkilerin işi kolay, zira bizim Kürt insanlarımız zaten Türk marşlarını iyi bilirler..

Şimdi bir de yer adlarından bahsediyorlar, bana göre de değişsin.. saçma sapan yer adlarından kurtulmuş oluruz bakırın olmadığı yere Diyarbakır demek çok saçma.. Bence Diyarıkarpuz olarak değiştirelim.

Gelelim alfabeye, şu x,w,q harflerini kullanmamız söz konusu bile olamaz. Bize ters. Alınacak olsaydı Atatürk alırdı. O almamış biz niye alıyoruz. Biz mesela boğaz köprüsüne de karşı çıkmıştık, illa yapılacak olsaydı Atatürk yapardı siz Atatürk düşmanı mısınız? Ne hakla böyle bir işe girişiyorsunuz diye dönemin sağcı, haddini aşmış siyasetçilerine çemkirmiştik.

Şimdi dikkat ediyorum da her yeniliğe biz karşı çıkmışız, ülkeye her çiviyi de onlar çakmışlar, talihsizlik işte..

Lakin bu alfabe meselesi çok derin. Şimdi siz bu Q harfini alfabeye koyarsanız işler karışır başkentiniz bile değişir. Seksen yıllık Ankara olur sana Anqara. Hatta bizim Aksaray olacak Axaray.. gerçi o bileşik kelime olduğu için aqsaray olur sanki, ama neyse olmaz işte.. Bu alfabe bize fazla bile, mesela J harfi çok gereksiz, hele de yumuşak ge.. Ğ ne saçma, ağaç diyeceğime aaaç derim bitti gitti.. P harfine de gerek yok.. zaten millet yazmaya üşeniyor şu alfabeyi iyice kısaltalım ki yazsın okusun halk.. İlla bir harf konacaksa yumuşak N olabilir ama, Anadolu da çok kullanılıyor.

Dediğimiz gibi eğer bir değişiklik olacaksa bunu Atatürk yapardı o yapmamışsa bizim bu konularda fazlaca düşünmemize gerek yok. Bence NATO’dan da aynı sebeple çıkmamız gerekir, hatta Kıprıs’tan bile çıkmalıyız..

Sevgili dostlarım şimdi ilacımı almak üzere yazıma son veriyorum, haftaya da artık gelişmelere göre devam ederiz.

Ahmet Nejdet Komputer
Sosyal Aristokrat, Değişim yanlısı asil kişi, emekli baş müzakereci kıd. yrd. Üstad-ı Azam